BURAYA S?TEN?ZE A?T BANNER YADA YAZILAR YAZAB?L?RS?N?Z...

Www.EndlessGenclik.Com

 
 
» Ana Kategoriler
Allah (c.c)  
 Ehli-Beyt (a.s)  
 Kur'an-i Kerîm  
 Peygamberlerimiz
Reddiyeler  
 
» Kuran-ı Kerim Bölümü
 Kuran-ı Kerim Öğreniyorum
 Kuran-ı Kerim Dinle
 Kuran-ı Kerim ve Bilim
 Kuran-ı Kerim Tefsirleri
 Kuran Bir Mucizedir
 
» Hz. Muhammed (s.a.a) Hayatı
 Mekke Dönemi  
 Medine Dönemi  
 Güzel Ahlakı  
 
» On İki İmam (a.s)
 Hz. Ali
 Hz. Hasan
 Hz. Hüseyin
 Hz. Zeynel Abidin
 Hz. Muhammed Bakır
 Hz. Caferi Sadık
 Hz. Musa Kazım
 Hz. Ali Rıza
 Hz. Muhammed Taki
 Hz. Ali Naki
 Hz. Hasan Askeri
 Hz. Mehdi
 
» Mezhebler Bölümü
 Şia Mezhebi
 Caferi Mezhebi
 Hanifi Mezhebi
 Şafi Mezhebi
 Diğer Mezhebler
 
» İlmihal Bölümü
 Namaz
 32 Farz
 54 Farz
 Nasihatler
 Oruç
 Hac
 Zekat
 Nazar
 Cinler
 Abdest
 Teyemmüm
 Diğer
 
» Genel Kategoriler
İslam Alimleri
 Hz Muhammed (s.a.a)
Kısas ve Öyküler
Sağlık Bilgileri
Gençlik
Boykot
 
» İçerik Gönder
Haber Ekle
Dosya Ekle
Yazı Ekle
Köşe Yazısı Ekle
Resim Ekle
Video Ekle
Z Deftere Yaz
 

ehlibeyt-mektebi

Kayan Yazilar

Esma-ül Hüsna
 

 



El-Kuddûs:

Ayıplardan temiz demektir.

es-Selâm:

Selâm sahibi yani herçeşit ayıptan selâmette her türlü âfetten berî demektir.

el-Mü'min:

Kullarına va'dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut kıyamet günü kullarına azabına karşı garanti veren güven veren demektir bu mâna emân'dan gelir.

el-Muheymin:

Şâhid olan (görüp gözeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı müeymin'dir ancak hemze hâ'ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hâfiz mânâsına geldiği de söylenmiştir.

el-Azîzu:

Kahreden galebe çalan demektir. "İzzet" galebe çalmak mânasına gelir.

el-Cebbâr:

Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir.

el-Mütekebbir:

Mahlukâta ait sıfatlardan yüce uzak mânasına gelir. Ayrıca: "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüğünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir. Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah'ın azametini ifâde eden kibriyâ kelimesinden gelir aaayîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez.

el-Bâriu:

Mahlukâtı mevcut bir misâle bakmaksızın yoktan örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime öncelikle hayvanlar için kullanılır diğer mahluklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır. Meselâ: Allah canlıları yoktan yarattı demek için بَرَأَ اللّهُ تَعَالَى النَّسَمَةَ dediğimiz halde semâvat ve arz hakkında خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاَْرْضَ deriz.

el-Musavvir:

Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan" demektir. Tasvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir.

el-Gaffâr:

Kullarının günahlarını tekrar tekrar affeden mânasına gelir. Gafr kelimesi aslında setr (örtmek) ve kapamak mânalarına gelir. Allah Teâla kullarının günahlarını affedici onlar için cezayı terketmek sûretiyle (günahları) örtücüdür.

el-Fettâh:

Kulları arasında hâkim demektir. Araplar hâkim iki hasmın (dâvalıdâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti çözüme kavuşturdu mânasında hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan" rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir.

el-Kâbız:

Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir.

el-Bâsıt:

Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk hem ihsan sahibi hem de onu men edici olmaktadır.

el-Hâfid:

Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir.

er-Râfi':

Velîlerini dostlarını yüceltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır.

el-Hakem:

Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendisine verilen ona gönderilen demek olur.

el-Adlu:

Kendinde heva meyli olmayan hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir çünkü müsemma fiilin kendisiyle isimlenmiştir.

el-Latîfu:

Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir.

el-Habîru:

Olanı ve olacağı bilen kimseye denir.

el-Gafûru:

Bağışlamada mübalağa eden çok bağışlayan demektir.

eş-Şekûru:

Kullarını sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir.

el-Kebîru:

Celâl (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir.

el-Mukîtu:

Muktedir demektir. Ayrıca mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir.

el-Hasîbu:

el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir tıpkı mü'lim mânasında elîm gibi hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir.

er-Rakîbu:

Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfız (muhâfız) demektir.

el-Mucîbu:

Kullarının duasını kabul edip icâbet eden zât demektir.

el-Vâsiu:

Zenginliği bütün fakrları bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir.

el-Vedûdu:

el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'ûl mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velîlerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâla sâlih kullarını sever bu da "onlardan razı olur" demektir.

el-Mecîdu:

Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir.

el-Bâisu:

Mahlukâtı ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir.

eş-Şehîdu:

Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah (her yerde) hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür.

el-Hakku:

Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir.

el-Vekîlu:

Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "(Dediler ki) Allah bize yeter O ne güzel vekildir" (Âl-i İmrân 173).

el-Kaviyyu:

el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir.

el-Metînu:

Şedîd ve kavî olup hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir.

el-Veliyyu:

Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır.

el-Hamîdu:

Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir.

el-Muhsî:

İlmiyle herşeyi sayan nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir.

el-Mübdiu:

Eşyayı yoktan ilk defa var eden yaratan demektir.

el-Muîdu:

Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir.

el-Vâcidu:

Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime gına demek olan cide kökünden gelir.

el-Vâhidu:

Tek başına devam eden yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca şerîk ve arkadaşı olmayan kimse mânası da mevcuttur.

El-Ahadu:

Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince ahad kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken gelmeyen hem erkektir hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise vâhid zât itibariyle münferiddir ahad ise mâna itibariyle münferiddir.

es-Samedu:

İhtiyaçlarını te'min etmek üzere halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir.

el-Muktediru:

Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder.

el-Mukaddimu:

Eşyayı takdim edip yerli yerine koyan demektir.

el-Muahhiru:

Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder.

el-Evvelu:

Bütün eşyadan önce var olan demektir.

el-Âhiru:

Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.

ez-Zâhiru:

Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir.

el-Bâtınu:

Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir.

el-Vâlî:

Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir.

el-Müteâli:

Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan.

el-Berru:

Katından gelen bir iyilik ve lütufla kullarına karşı merhametli şefkatli demektir.

el-Müntakimu:

Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır.

el-Afuvvu:

Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" demek olur.

er-Raûfu:

Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz isteyerek olur.

Zü'l-Celâl:

Celâl celîl'in masdarıdır. Celâl celâlet nihâyet derecede büyüklük azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir.

el-Muksidu:

Hükmünde âdil demektir. Ef'al babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden zâlim demektir.

el-Câmiu:

Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir.

el-Mâniu:

Dostlarını başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir.

en-Nûru:

Körlüğü olanları nuruyla görür kılan dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir.

el-Vârisu:

Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir.

er-Reşîdu:

Mahlukâta maslahatların gösteren demektir.

es-Sabûru:

Âsîlerden intikam almada acele etmeyen cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar.Allah inkarcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir uludur yücedir.

 
Veda Hutbesi
 

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size iki emanet bırakıyorum ki onalara sıkı sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emaneten biri Allah Kitabı Kur'andır. İkincisi ise peygamber(a.s) Ehli-Beytdir. 

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 
32 Farz
 

 



İMANIN ŞARTLARI

1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.

2- Allah'ın meleklerine inanmak.

3- Allah'ın kitablarına inanmak.

4- Allah'ın peygamberlerine inanmak.

5- Ahiret gününe inanmak.

6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.



İSLAMIN ŞARTLARI

1- Kelime-i şehadet getirmek.

2- Namaz kılmak.

3- Oruç tutmak.

4- Zekat vermek.

5- Haccetmek.



ABDESTİN FARZLARI

1- Yüzünü yıkamak.

2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.

3- Başının dörtte birini meshetmek.

4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.



GUSLÜN FARZLARI

1- Ağzına su vermek.

2- Burnuna su vermek.

3- Bütün bedenini yıkamak.



TEYEMMÜMÜN FARZLARI

1- Niyet.

2- İki darb ve mesih.



NAMAZIN FARZLARI

Dışında olanlar:

1- Hadesten taharet

2- Necasetten taharet

3- Setr-i avret

4- İstikbal-i Kıble

5- Vakit

6- Niyet

İçinde olanlar:

1- İftitah tekbiri

2- Kıyam

3- Kırâet

4- Rükû

5- Secde

6- Kaide-i ahire. 

 
54 Farz
 

 



54 Farz

1. Allah Tealayı zikretmek

2. Helalinden kaznıp, yemek, içmek

3. Abdest almak

4. Beş vakit namaz kılmak

5. Cünüplükten yıkanmak

6. Kişinin rızkına Allah’ın kefil olduğunu bilmek

7. Helalden temiz elbise giymek

8. Allah’a tevekkül etmek

9. Kanaat etmek

10. Nimete karşı şükretmek

11. Allah’tan gelen kazaya razı olmak

12. Allah’tan gelen belaya sabretmek

13. Günahlardan tövbe etmek

14. İhlasla Allah’a ibadet etmek

15. Şeytanı düşman bilmek

16. Ku’an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek

17. Ölümü hak bilmek

18. Allah’ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak

19. Ana-babaya iyilik etmek

20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak

21. Akrabayı ziyaret etmek

22. Emanete hiyanet etmemek

23. Gücü yetenler için hacca gitmek

24. Allah’a ve Peygamberine itaat etmek

25. Günahlardan kaçıp Allah’a sığınmak

26. Müslüman idarecilere itaat etmek

27. Aleme ibret gözü ile bakmak

28. Tefekkür etmek, düşünmek

29. Dili kötü sözlerden korumak

30. Oruç tutmak

31. Kimse ile alay etmemek

32. Harama bakmamak

33. Sözünde doğru olmak

34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak

35. İlim öğrenmek

36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak

37. Allah’ın azabından korkmak

38. Allah uğrunda cihad etmek

39. Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek

40. Nefsin arzularına uymamak

41. Allah yolunda yemek yedirmek

42. Yetecek kadar rızık kazanmak

43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek

44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye yaklaşmamak

45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak

46. Kendini büyük görmemek

47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak

48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak

49. Beş vakit namaza devam etmek

50. Haksız yere kimsenin malını yememek

51. Allah’a eş koşmamak

52. Zinadan sakınmak

53. İçki içmemek

54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak.

 




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: adem, 30.11.2014, 19:55 (UTC):
ehlibeyt mektebi yazıyorsunuz ama sünniler için bu site. abdestte aykları yıkamak değil mesh etmek vardır.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Bugün 3 ziyaretçi (15 klik) kişi burdaydı!
 

burayada istenizi tan?tacak ufak bi yaz? ve telif hakk? ks?m? olabilir yada ba?ka bir?ey size kalm?? :D

 

Www.EndlessGenclik.Com

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=